7 Ağustos’ta, Arjantin 5. ligde (sanırım bizde amatör ya da yarı-amatöre tekabül ediyor, bölgesel bir lig) oynanan bir maç sırasında çıkan kırmızı kart sonrası rakip takım maaile hakeme saldırıyorlar. Yetmiyor, yedekler de kopup geliyor. Bir güzel hakemi de kovalıyorlar, artık nereye kaçacağını şaşırıyor hakem, atıyor kendini saha dışına.
Benim aslında dikkatimi çeken 28. saniyede görüntüye giren mavi formalı kalecinin kavgaya girmek yerine topu istemesi ve kavgaya sadece topu hakemin kafasına atarak girmesidir. Hah işte, o çocukta iş var. Alın o çocuğu, gelecek var onda.
Şöyle bakıyorum da herkesler tatile gidiyor. Deniz, kumsal, şezlong takılıyor; sonra da internetlerde fotoğraflar paylaşıyorlar. “Bakın böyle eğlendik, böyle bronzlaştık” diyorlar. Bizim gibi tatile, denize falan gidemeyenler de o fotoğraflara bakıp üzülüyor, moraller bozuluyor. Oysa ki biz de isteriz tatillere gitsek, denizlere girsek biraz bronzlaşsak falan.
Bilen bilir, River Plate Arjantin futbolunun köklü ve ligde en çok şampiyon olan takımdır. Fakat bu yılların takımı, şimdi küme düşme tehlikesi ile karşı karşıya.
Özet geçeyim, Arjantin’de küme düşme son 3 sezonun ortalaması alınarak oluşturulan ortalama puan sistemine göre düzenlenir. Bu sistem içinde de River, Belgrano ile baraj maçı oynuyor. Aslında iki maç öncesi River’in kümede kalacağı düşünülüyordu, ancak ilk maçı deplasmanda 2-0 kaybedince, artık bu işin zor olacağı düşünülmeye başlandı.
Bir de şunu belirtmek gerekiyor ki, takımın taraftar grubu ülkenin en ateşlilerinden biri sayılmaktadır. Elbette bu durum büyük kulüp olmasından da kaynaklanır.
Kulübü ve futbolcuları tehdit eden taraftarlar, gene de ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Yazının en başında yer alan haber linkinin video’su:
Bu video, bugün oynanacak rövanş maçı öncesi Belgranoluların olduğu yerde çekilmiş. Taraftarlar, bu soğuk havada gecenin bir köründe gidip sabaha kadar bağırıp, ses bombası ve havai fişeği atıp futbolcuların uyumasını ya da dinlenmesini engellemeye çalışmışlar. Söylenen beste de “No vas a dormir / No vas a dormir Belgrano”, “Uyku yok sana / Uyuyamayacaksın Belgrano” anlamına geliyor. İşin diğer bir yanı da ülke içinde şiddet barındırmadığı sürece gösteri yapma rahatlığı sebebiyle güvenlik güçlerinin de görüntülerde pek karışmaması.
Velhasılı, artık kendi takımlarından umudu kesen taraftarlar çözümü başka yerde aramaktadır. Bakalım, işe yarayacak mı… Bu akşam River ne yapacak, göreceğiz.
İlgilenenlere, maç bu akşam (26 Haziran 2011) River’in sahası El Monumental’de, TSİ 21.00′de başlayacak.
Ekleme: Maç 1-1 iken 90. dakikada River taraftarları sahaya girmeye çalışıp sahaya bir şeyler atınca maç tamamlanamadı. Bu sonuçla da olsa River’a yol görünmüş oldu. Demek ki Belgranolular uyuyabilmişler.
Belediye reislerinin maskot sevgisi bitmek bilmiyor. Aslında çok da eğlenceli ha, ben de başkan olsam gelen maskotla günümü gün ederim. Gerekirse sırtına bile binerim, o derece.
Değiştirmeden, alınan yerde ne yazıyorsa aynen kopyalıyorum:
-EYOF 2011 Trabzon’un Maskotu Hamsi, Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun makamında bayıldı.
Animatör Özkan Şengül yönetimindeki maskot hamsi ilk olarak Trabzon Belediyesi’ni ziyaret etti. Trabzon’da mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklığında etkisiyle üzerindeki kalın kumaşında etkisiyle biraz rahatsızlaşan Özkan Şengül, Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun odasına girdiği sırada kendini yere bıraktı.
Bunun üzerine Belediye Başkanı Dr. Gümrükçüoğlu, bir bardak su isteyerek ayılması için maskot hamsinin yüzüne dökmeye başladı.
Japonyalı at yarışı severler yarışlara eskisi kadar ilgi göstermeyince Japon yetkililer çareyi bazı değişiklikler yapmakta bulmuşlar. Öyle ki atlar artık sadece atlarla yarışmıyor. Araya zürafasıydı, öküzüydü, zebrasıydı karıştırmışlar ki bolluk olsun. Hayvanların modifiye edilmesi de serbest. En önemli yeniliklerden birisi ise jokeylerin ve hayvanların yarıştan önce haplanmasına izin verilmesi. Uzmanlar koşu öncesi papiklenen hayvanların ve jokeylerin, papiklenmeyenlere göre zafere çok daha fazla inanmış olduklarını gözlemlediklerini belirtiyorlar.
Muhabbet Kuşları…Türlü sevgi numaraları ve özellikle de insan sesini taklit etme yeteneğiyle son derece mühim bir tehlike arz eden bu sevimsiz canlılardan korunmak artık çok daha kolay. Size; elinize, kolunuza, kafanıza sıçılmayacak artık desek ne dersiniz ? ….ParaGone…..Muhabbet kuşlarına karşı sevdiklerinizi ParaGone ile koruyun.
Anneler, babalar ve şimdi sayamayacağım, genel olarak akraba denilen şahıslar;
Ailede mevcut durumdaki çocuklara, günlerce düşünüp, binbir enteresanlık peşinde koşup, taklalar atıp, farklı olsun diye yeni kelimeler türetip, hatta kendi adlarınızın hecelerini birleştirip isimler veriyorsunuz. Peki, buraya kadar olan kısım sizin tasarrufunuz da sonraki aşamayı çok merak ettiğim için soracağım mecburen. Neden o garibim canlılara, bu kadar kasıp bulduğunuz isimleri ile değil de, çocuk için taşıdığınız sıfatınızla sesleniyorsunuz? Anneeeeeeem, annecim napıyosun sen? Babacım ben geldim, halam benim halam(e yuh!), ya da sarışın, kıvırcık saçlı pek sevimli bir kız çocuğuna, bıyıklı esmer dayıdan geliyor; dayıcım gezmeye gidelim mi? Hee gidelim… Yapmayın etmeyin n’olur! Aklınız başınızda mı ya, kendi doğurduğun canlı nasıl senin annen olabilir? Bak efendi gibi, sabırla izah ediyorum, yormayın daha fazla.
Bilim kurgu ile aram çok iyi olduğundan, Terminator ve Matrix gibi filmleri de severek çok kereler izlediğimden dolayı makineler ve insanlar arasında vuku bulacak bir savaşın yaşanması ihtimali oldukça yüksek görünmüştü bana. Bu ihtimal henüz gerçekleşmedi, kafamıza atom atılmadı ve dünyamızın küllerinden makineler yükselmedi çok şükür ama insanların makineleri bızıklama ve taciz etme merakı bu hızla devam ettikçe her an her şey olabilir. Ünlü makine mühendisi ve robotçu Isaac Asimov’un dediği gibi “Eğer yarın öbür gün insanlar ve makineler arasında bir savaş yaşanacaksa bu tamamen insanoğlunun puştluğu yüzünden yaşanacaktır.“
Bilime çok değer veriyor sevgili Hükümetimiz. Başbakanımız sağ olsun, her yere üniversite açıyor.
Bir de yanlış mı hatırlıyorum diye Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nin sitesine bakayım dedim. Bir de ne göreyim! 2007′de Başbakanımız tarafından kurulmuş üniversitenin logosuna 1992 yazmışlar. Hiç utanma yok bunlarda. Hayır bir de Wikipedia falan da 1992 yazmış, hepsi örgüt olmuş Başbakanımızı yalancı çıkarmaya çalışıyorlar. Üniversiteler böyle nankör işte, internet desen çirkin şeyler bunlar. Bu da son yazı olsun, yarın kesiyorum kabloyu. Yeter bu kadar yalan yanlış bilgiler.
————————————————————————————————————————————
Bu yazının hemen akabinde bir at seven keke daha bize bu tür bir olayın görüntüsünü hatırlattı. Koskoca Diyarbakırlılar hiç utanmadan Bingöllü taklidi yapmışlar. Buradan Diyarbakırlılara sesleniyorum: Ne kadar örgütlenip Bingöllü taklidi yapsanız da yıkamazsınız Başbakanımızı.